seda's profileseda PhotosBlogGuestbookMore ![]() | Help |
sedaSakladığın sır senin esirindir. Açığa vurursan sen onun esiri olursun. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
April 28 sevgiAşk korkuya peçedir, korku da aşka perde,
Allah'tan nasıl korkmaz, insan O'nu sever de... (necip fazıl) Sevgi Neydi
Acaba Sevgi Hatırlayanımız var mı, sevgi neydi?
İlk sevgi sözcüğünü, ilk kıpırdanışını yüreğinin hatırlayanımız var mı? İlk hüznümüzün adını sevgi koyabiliyor muyuz şimdi geriye dönüp baktığımızda? Derûnî coğrafyamızı kaplayan zifiri bulutların ve üzerimize örtülen maddeci felsefenin ağırlığına ne zaman başkaldırmıştı sevgilerimiz, hatırlayanınız var mı? Ne zaman sevgilerimiz paralarımızdan önce tartılırdı; ya ne zaman pazar eyledik sevgilerimizi, biliyor musunuz? En son ne zaman bir sevgiyi söyleşmiştik bir sevgiliyle? Her gün bir parçamızı daha tüketen teknoloji çağında sevgiye en son ne zaman yürekten bir merhaba demiştik, hatırlayanınız var mı? Hatırlıyor musunuz, sevgi neydi? Üzüm henüz yaratılmamışken insanları sarhoş eden omuydu acep?!.. O muydu canından ve cihandan geçiren sahip-kıranları?. Bin yıllar ve binlerce yıllar boyunca pervaneyi ateşe düşüren, bülbülü sevdalandıran o muydu? Neydi sevgi?!.. Sevgi bir bakış, bir gülüş müydü bazan; bir akış bir koşuş muydu?. Sevgi gönül kumaşında bir nakış mıydı?!..
Hatırlayan var mı sevgi neydi? Leylaların, Şirinlerin, Aslıların nâzı mıydı o; yoksa Mecnunların, Ferhatların, Keremlerin niyazı mı? Hangisinde belirmişti ilk kıvılcımı sevginin? Neydi sevgi?!..
Açıkken gözbebeğimize yerleşen de, göz yumduğumuzda gönlümüze sızan da sevgi değil miydi bir vakitler? Bir dudağın kıpırdanışından yanağımıza akseden pembelikler, utanmalar sevgi değil miydi yoksa? En son ne zaman kızarmıştı yanağımız, hatırlayanınız var mı? Uykumuzu en son ne zaman terketmiştik sevgiyi düşünmek adına? En son sevgi şiirini hangi gecede okumuştuk?
Sahi, neydi sevgi? Bir çuhayı ipek görebilmek miydi; toprağı amber niyetine koklamak mı? Sureti sîrete, arazı cevhere, bedeni ruha köle eylemek miydi sevgi? Sevgi bir iyilik miydi, şefkatli bir cümlecik mi? Neydi sevgi, dış mıydı, yoksa iç mi; zahir miydi, yahut bâtın mı; kalıp mıydı, ya ki can mı? Var olmak mı, varlıktan geçmek mi? Dünyaya gülmeye mi gelmiştik; ağlamaya mı; ölüyor muyuz, yoksa doğuyor mu? Sevgi neydi?!..
Unuttuk, aceb neydi sevgi? Bir yetimin başını okşarken dimağımıza yerleşen tad mıydı o? Bir bebeğin süt kokulu tenindeki su çiçeği miydi? Sabah evden çıkarken özlemeye başladığımız bir ses miydi? Hatırlayanınız var mı, sevgi neydi?
Sevgi bir sigara dumanında, bir tren düdüğünde, bir dalganın en son hışırtısında ve bir turnanın kanadında mı kalmıştı? Sevgi Medine'de, Semerkand'da, sevgi Bağdat'ta, Endülüs'te, ta caddelerde, sokaklarda, evlerde, kapıların tokmaklarında çınlar durur muydu eskiden? Ya neden şimdi Ayasofya'da pito-resk, Divanyolu'nda kaldırım taşı, Ankara'da ittifak, Yeşil Kubbe'de Mevlanâ, Erciyes'te kar, Fırat'ta bir içim su olup girmiyor dünyamıza?! Neden nefesimiz daralıyor hummalı inatlarımız, kallavi benliklerimiz yüzünden? Neden gönül yuvalarımıza kuzgunlar pikeleniyor da nesillerimiz sersefil ve derbeder? Sevginin koynunda büyüttüğümüz nazeninlere nazı enîn ile mi unutturdular, semenderlerimiz ateşte niçin yanmaktalar? Soralım ta içimize; neydi sevgi?
Sevgi neydi sahi? Bir mektubun ilk satırı mıydı; bir telefondaki ilk ses mi? İnsanı mutlu eden o ilk satır mıydı defalarca okunan; yoksa ilk satır arayışları mı tekrar be tekrarlanan? Telefondaki bir ses insanın bir ömrünü doldursa mı sevgiydi gerçekten; yoksa yeni sesler duymaya hiç yetmeyecek ömürlerin arayışları mı?
Sevgi bir acıydı herhalde, bir kederdi; kâh hüzünle, kâh mutlulukla hatırlanan. Belki de sabırdı sevgi, affetmekti, gelecek günler adına. Sevgi sınanmaktı adl-i İlahîde ve sınavı geçmekti ercesine. Sevgi bir teybeydi, nasûh kisvesinde; bir dirilişti nefsi öldürerek. Sevgi bir iyi ad bırakmaktı fena yurdunda.
Ömür geçer de ad kalır...
Sevgi: İki hece.
Sevgi, sevmek kelimesinden türetilen bütün öteki kelimelerin en güzeli.
Derin uykulara dalmadan önce ilk soru:
Sevgilerinizi en son ne zaman hatırlamıştınız ve sevgiyi hak edenleri en son ne zaman?
Bir soru daha:
Sevgileriniz yalan mıydı yoksa?!. .
Ve son soru:
Çorak vadilere yönelmişse sevgilerimiz, çevremizi kandırmıyorsa sulara, içimizden akan Nil olsa ne?!..
İkinin ikincisi Sıddîk aşkına...
April 04 BaharBahar, yalvarırım çek git işine!..
Salma üstüme çiçeklerini, ...aklımı çelme!.. Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde; sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor. Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek... Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem... Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtü böcek... Yapma bunu bana bahar, Böyle üstüme gelme...! ![]() Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı... Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime... Kalbimin buzları erimiş. Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir... Bir de sen çıldırtma beni... Krizdeyim ben... tembelliğin sırası değil, uyamam sana... Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol. Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar beni... Bulutların üşüşmesin başıma... Girme kanıma benim... ...yoldan çıkarma...! ![]() Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyakların en etkilisi, Sevdanın suç ortağısın. Kıyma bana...! Biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka; gövdemi azdırıp sonra birden çekip gideceksin. Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını, beni bir kuraklığın ortasında terk edeceksin... O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman... Ne o delişmen sabahlar kalacak, ne günaha çağıran çapkın eteklerin ![]() uçuştuğu günbatımları... Tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan... Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgarlarında... Yeşerttiğin çiçekler, yürekler solacak; damar damar çatlayacak ruhumuz... Hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden... yüreğim viraneye... Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da... Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak. İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar... İş açma başıma... Git işine! Yoldan çıkarma beni!... ![]() February 26 bahar ve ayrılıkBahar ve ayrılık
Bahar, alıp başını gitmelerin mevsimidir. Sebepsiz yere bazen... Önünü ardını hesaplamadan... Hesapsız, kitapsız çekip gitmelerin mevsimidir bahar... Bir bakarsınız kekik kokulu bir nisan sabahı koparıp alıverir sizi hayattan... Çiçek açmış bir kiraz ağacının hayaliyle yollara düşersiniz. Demir alır gönlünüzün limanındaki gemiler... Açılır gidersiniz... Aradığınız belki yüzülmemiş denizlerdir, belki keşfedilmemiş sevdalar, belki hiç yazılmamış satırlar... Yüzmenin, sevmenin, yazmanın heyecanıyla coşarsınız. Dünyaya sırtınızı dönüp yürürken, o yaşanmamışlıkların izini sürersiniz kuytularda... Ve çoğu zaman kendinizle karşılaşırsınız umulmadık bir köşebaşında... Elele tutuşur yürürsünüz içindeki çocukla... O'nu büyütmekten korkarak...
Önünde bir nisan sağanağı varsa, geriye dönüp bakası gelmez insanın... Oysa fotoğrafları henüz tazedir dünün ayazlı gecelerinin... Kışı birlikte aştığınız dostluklar sımsıcak durur yüreğinizde... Sadakatin ve yerleşikliğin güvenli kolları huzur vaadeder ardınız sıra... Gel gör ki baharın kokusu dayanılmazdır. Ilık bir rüzgar ruhunuzdaki isyanı okşar. "Hadi sokağa" diye bağıran sirenler çalar içinizden... Derinliklerinizde tutuşturulmayı bekleyen alevler kı vılcımlanır. Kalbinizden havalanan güvercinlere şaşakalırsınız. Sanki gitmek sadakattir: kalmaksa ihanet...
100 günü aşkındır bu köşede Yeni Yüzyıl haftasonlarında birlikte olduk sizlerle...
Güldük çoğu zaman ya da kızdık öfke dolu sözcüklerde... Mahzunlaştığımız da oldu, çocuklaştığımız kadar...
Yeni sözler söyleme derdine düştük, eskiye sırtımızı dönmeden...
Zorlu bir kışı, kırık dökük satırları ufalayıp ateşleyerek geçirdik.
Yeni bir yüzyılın silueti gülümsedi siz sayfaları çevirdikçe... "Ha doğdu, ha doğacak" denilen gazete, yeni kızlar, yeni oğlanlar doğurdu yeni doğacak bir yüzyıl için...
Sonra nisan geldi...
Sokakta direnilmesi imkansız bir çimen kokusu... içinin bir yerinde yuvadan erken ayrılmanın, sokakta hırpalanmanın korkusu...
Lakin bahara söz geçirmek ne mümkün...
Bir kez çiy düşmeye görsün kış mahmuru bedenlere...
...Coşkuları dizginleyebilene aşkolsun...
Bu yüzden izin istiyorum sizlerden... Bu köşe (kış köşesi) baharla buharlaşıyor.
Geriye bakınca hüzünleniyorum elbet...
Çünkü geride güzel bir doğuma ortak olmanın tatlı heyecanı var. Ve paylaşılmış köşelerde benzer duyarlılıklar... Ve sımsıcak dostluklar...
Ama önümsıra yüzülmemiş denizlerden iyot kokuları çarpıyor burnuma... Yeni Yüzyıl'ın ilham verdiği baharlar çağırıyor.
Şimdi gitmek sadakattir, kalmaksa ihanet...
O yüzden bir an önce kanatları takıp, uçmakta yarar var... Yeni baharlarda, yepyeni bahar şarkıları söyleyebilmek için...
Hep beraber...
February 25 İşte böyle dostuz bizCok samimi iki dost ve arkadaslardi. Fakat bir tanesi cok kurnaz atilgan ve hareketli, digeri ise cok saf, durust ve sessizdi.Bir gun kurnaz olan arkadas, diger arkadasin yanina giderek islerinin bozuldugunu soyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hic kirmaz ve elindeki butun parayi arkadasina verir. Arkadasi bu parayla islerini duzeltir. Bir sure sonra kurnaz olan yine arkadasinin yanina gider, ve arkadasinin evlenmek uzere oldugu nisanlisini cok begendigini, ve kendisine vermesini ister. Arkadasi cok sasirir, ne diyecegini bilemez.Fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi vardir ki, arkadasina hayir diyemez, nisanlisini arkadasina verir. Zaman icinde Saf olanin isleri bozulur ve birden arkadasi aklina gelir "ben ona iyilik yapmistim" diyerek arkadasinin is yerine gider, ve kendisine calismasi icin is vermesini ister. Arkadasi ona is vermez. Bizimki pismanlik ve uzuntu icinde geri doner ama yinede arkadasina kizamaz.Bir gun sokakta dolasirken yanina hasta ve yasli bir adam yaklasir Fakir oldugu icin ilac alamadagini soyler. Bizimki yasli adamcagiza acir, istedigi ilaclari alir ve adamcagiza verir. Kisa bir sure sonra yasli adamin oldugunu duyar. Yasli adam cok zengindir ve butun mirasini kendisine birakmistir. Saf adam artik zengindir. Sevdigi dostuna olan birazcik kirginligiyla, dostunun is yerinin karsisinda bir ev alir, ve oraya yerlesir. Bir gun evinin kapisini dilenci bir kadin calar. Yasli kadin cok acoldugunu, kendisine yemek vermesini ister. Bizim saf hic dusunmeden kadini iceri alir karnini doyurur.Kimsesi olmadigini ogrendigi kadina : Kendisinin de yanliz oldugunu soyler, ve bu evde birlikte yasiyalim sen evin islerini ve yemekleri yaparsin der. Yasli kadin hic dusunmeden kabul eder. Bir sure sonra yasli kadin bizimkine, kendine uygun bir kiz bulup evlenmesini soyler, Bizimki boyle bir kizi nasil bulacagini, kendisinin tanidigi olmadigini soyler. Yasli kadin ona uygun bir kiz tanidigini ve kendisiyle gorusturebilecegini soyler. Gorusmeler sonucunda evlenmeye karar verilir, ve dugun davetiyeleri basilir. Bizimkisi kirgin oldugu halde cok samimi dostunu yinede unutamamistir. Biraz da geldigi konumu gormesi acisindan samimi arkadasina da davetiye gonderir. Dugunn gunu gelir catar.. Saf adam dugun salonunda bir seyler soylemek istegiyle mikrafonu alir ve, baslar yasadiklarini anlatmaya; "Eskiden cok sevdigim bir dostum vardi .. Bir gun isleri bozulunca benden borc para istedi elimdeki butun parayi verdim. Evlenmek uzere oldugum nisanlimi cok begendigini soyleyerek benden istedi. Cok uzulerek onu da kendisine verdim .. Cunku biz gercek dosttuk onun uzulmesini istemedim.Islerim bozuldugunda onun fabrikasina gittim ve,calismak icin kendisinden is istedim. Bana is vermedi. Cok uzuldum, ama yinede arkadasima kizmiyorum.. Cunku biz gercek dosttuk". Bu konumsa uzerine kurnaz olan arkadasi daha fazla dayanamaz, mikrafonu eline alir ve baslar konusmaya; ’’Benim de bir zamanlar cok sevdigim bir dostum vardi. Islerim bozuldugunda kendisinden para istedim, butun parasini bana verdi. Sonra ondan nisanlisini istedim, uzulerek nisanlisini da verdi .. Nisanlisini istememin nedeni o kadinin arkadasima layik olmamasiydi.(Hayat kadiniydi ) Kendisi cok saf oldugu icin arkadasimi o kadindan bu sekilde kurtardim. Isleri bozuldugunda gelip bendenis istedi, Arkadasimi kendi emrimde calistiramazdim, o yuzden is vermedim. Gunun birinde karsilastigi yasli adam benim BABAMDI... Babam olmek uzereydi, onu arkadasimin yanina ben gonderdim ve, mirasini ona ben biraktirdim. Evine gelen dilenci kadin benim ANNEMDİ... Ona bakip iyi yasamasini saglamak icin gonderdim. Suanda evlenmekte oldugu kisi de benim KIZKARDEŞİM... Onu arkadasimla evlenmesine ben ikna ettim. Degerli misafirler, iİŞTE BİZ BÖYLE DOSTUZ....! HZ. Mevlana dostlukla ilgili sözleriSohbet vardır, keskin bir kılıca benzer; bostanı, ekini kış gibi kesip biçer. Sohbet vardır, ilkbahar gibidir. Her tarafı yapar, sayısız meyveler verir. İhtiyat ve tedbir ona derler ki, "kötü zannı gideresin, kaçıp kötülüklerden kurtulasın." ![]() Seni dostundan ayıran sözü dinleme. O sözde ziyan vardır, ziyan! ![]() Kim benlikten kurtulursa bütün benlikler onun olur. Kendisine dost olmadığı için herkese dost kesilir. Nakışsız bir ayna haline gelir, değer kazanır. Çünkü bütün nakışları aksettirir. ![]() İyilik, hoşluk zamanında hepsi dosttur, eştir. Fakat dert ve gam zamanı Allah'tan başka kim sana dost? ![]() Dost nasıl dosttur? Rey ve tedbir bakımından merdivene benzeyen, seni aklıyla her an irşat edip yücelten dost. ![]() February 09 Kabirde konuşan gençTakva sahibi olmak, hayatın her döneminde güzel. Ama fırsatlar çağı gençlikte bir başka güzel. Güce, kuvvete, güzelliğe rağmen günahlardan sakınanların mükafatı ebedi mutluluk. Hayatın baharı şeytana satılmazsa, sonsuz bahar bir adım ötede. Hz. Ömer'in (R.A.) halifeliği döneminde ibadet ehli, son derece takva sahibi bir genç vardı. Hz. Ömer'in hayret ve takdirle izlediği bu gencin kalbi, Allah ve Rasulü'nün (A.S) sevgisiyle doluydu. Vakit namazlarında cemaati kaçırmaz, namazdan çıkar çıkmaz evine döner ve ihtiyar babasının hizmetini görürdü. Bu gencin evine giden yolu bir kadının kapısının önünden geçiyordu. Kadın her defasında gencin yoluna çıkarak çirkin tekliflerde bulunuyor, fakat genç, Allah korkusundan ona iltifat etmiyordu. Yine bir gün yatsı namazını kıldıktan sonra evine giderken, kadın tekrar karşısına çıktı. Bu sefer bütün maharetini kullanarak genci kandırmayı başardı. Fakat genç, kadının ardı sıra eve girerken birden bire Allahu Tealâ Hazretleri'ni hatırladı ve korkuyla dilinden şu ayet döküldü: 'Takvaya erenler (var ya); onlara şeytandan herhangi bir vesvese iliştiği zaman (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp, hemen gerçeği görürler.' (A'raf/201) Hemen ardından da bayılarak düştü. Kadın hizmetçisini çağırdı. Genci tutarak evinin önüne getirip koydular. Sonra da kapıyı çalarak babasına haber verdiler. Babası dışarı çıkınca, oğlunu baygın bir vaziyette kapının önünde buldu. Komşulardan bir kaçı genci tutup eve taşıdılar. Uzun bir müddet baygın kalan genç kendine gelince, babası: - Evladım neyin var ne oldu? diye sordu. Oğlu: - Bir şeyim yok. dedi. Babası: - Allah aşkına söyle! deyince, oğlu başından geçenleri anlattı. Babası: - Hangi ayeti okumuştun? diye sordu. Genç, ayeti okudu ve tekrar kendinden geçti. Bir de baktılar ki genç ruhunu teslim etmiş. Bunun üzerine genci yıkadılar ve gece vakti götürüp göz yaşlarıyla defnettiler. Sabah olunca olay Hz. Ömer'e bildirildi. Hz. Ömer, gencin babasına gelerek başsağlığı diledi ve: - Bana niye haber vermedin? diye sordu. Gencin babası: - Ey Mü'minlerin Emiri, vakit geceydi. dedi. Hz. Ömer: - Bizi onun kabrine götürün. dedi. Hz. Ömer ve beraberindekiler gencin kabrine geldiler. Hz. Ömer (R.A): - Ey filan kişi! Rabbin makamında durmaktan korkanlara iki cennet var. (Rahman/46) dedi. Kabirdeki genç konuşup: - Ya Ömer! Rabbim Cennette bana onları iki defa verdi. diye cevap verdi. Ah, dönüp kendime bir bakabilsemFatmanur HacınebioğluAllahAllahAllah’ı (cc) Rab olarak kabul etmektir Cenab-ı Hak Ankebût Sûresi’nde, inkârcıların çelişkilerini mucizevi bir şekilde gözler önüne seriyor. Onların kendi Zât’ının varlığına inanmalarına rağmen şaşırtıcı bir şekilde âlemdeki sanatı inkâr ettiklerini ifade ediyor. “Canım ben de Allah’a inanıyorum!” sözünü bazı insanlardan sıkça duyarız. Ya da hiçbir semavi kitaba ve peygambere inanmasa, dilleri “Allah (cc)” demeye varmasa da yerleri ve gökleri yaratan birinin olduğunu kabul eden insanlara da rastlarız bazen. Sorduğunuzda bazıları “ateist” olduğunu da söyler; ama başı sıkıştığı her an sığınılacak bir yerin olduğunu sönmemiş vicdanları onlara fısıldayıverir. Zaten, bunun için söylenmemiş midir; “türbülansa girmiş bir uçakta bir tek ateist bile bulamazsınız!” diye... Evet, Rabbimiz Kur’an’ında kendini inançsızlık bataklığında tutmaya çalışan insanların çelişkisini çok güzel ifadelerle gözler önüne seriyor. Buyrun Ankebût Suresi’nden birlikte okuyalım: 61- Andolsun ki onlara, “Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?” diye sorsan “Allah” derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar? 62- Allah, kullarından dilediğine rızkı bol bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. 63- Andolsun ki onlara, “Gökten su indirip, onunla ölümünün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir?” diye sorsan, mutlaka, “Allah” derler. De ki: (Öyleyse) hamd de (sadece) Allah’a mahsustur. Fakat çokları akıllarını kullanmazlar. 64- Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı. 65- Baksana, gemiye bindikleri zaman, dini yalnız O’na has kılarak (ihlasla) Allah’a yalvarırlar! Fakat onları salimen karaya çıkarınca, bir bakarsın ki, (Allah’a) ortak koşmaktadırlar! 66- Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler ve safâ sürsünler bakalım! Ama yakında bilecekler! HZ. SÜLEYMAN'IN KUŞLARIN ÖTÜŞÜNE VERDİĞİ MANA
HZ. SÜLEYMAN'IN KUŞLARIN ÖTÜŞÜNE VERDİĞİ MANA
Begavî (r.a.), Ka'b-ül-Ahbar (r.a.)'dan şöyle nakletmiştir. Tavus kuşu, Hz. Süleyman'ın huzurunda ötmüştü. Hz. Süleyman orada bulunanlara: • Bunun ne dediğini biliyor musunuz? diye sordu. Onlar: • Hayır, bilmiyoruz diye cevap verdiler. Hz. Süleyman (a.s.), etrafındaki kimselere şu açıklamayı yaptı: • Tavus kuşu ötmesi ile; "Cezalandırdığın gibi cezalanırsın" Hüdhüd kuşu ötmesi ile; "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz" Göçeğen kuşu ötmesi ile; "Allah u Teala'dan mağfiret dileyiniz ey günahkarlar" Kaya kuşu ötmesi ile, "Her canlı ölecektir. Her yeni, eskiyip çürüyecektir." Kırlangıç kuşu ötmesi ile, "Hayırdan ne yaparsanız sonra onu bulursunuz." Güvercin ötmesi ile; "Gökleri ve yeri yaratan Rab’bimi noksan sıfatlardan tenzih ederim Kumrunun ötmesi ile, "Sübhane Rabbiy-el-e'la" Karganın ötmesi ile; "Her şey helak olacaktır. Kustat kuşunun ötmesi ile; "Susan, başına bela ve musibet gelmesinden kurtulur. Papağanın ötmesi ile; "Düşüncesi dünya olan kimseye yazıklar olsun Doğan kuşunun ötmesi ile, "Sübhane ,Rabbî ve bihamdihi. Kurbağanın bağırması il; "Sübhane Rabbiy-el-Kuddüs" der. Üşüdü ateşin alevi
Doğdun üzerimize Güneş misali ısıttın üşüyen yüreğimizi.. Layık ümmet olamadık sana unuttuk bildiğimizi.. Sen iki büklüm dururken duanda biz büemedik yüreğimizi.. Efendim Sen geldin sevindi Bilinmezlik,sevindik Efendim sen geldin ruhumuz şenlendi.. Sen geldin güllerin yeniden filizlendi.. Ve Sen gittin efendim.. Üşüdü ateşin alevi... Sana kavuşma özlemi kor olur Atyeşi alevlendirir yüreğimizde.. Ve Efendim daha çok üşür yüreğimiz senin sevginle ısınabilmek için..
"Rabbim bizleri sana layık kul
Efendimize layık ümmet eyle... Bağışla bizleri yolunda kul köle eyle.. Affına sığınır aciz ruhumuz.. Sen bizleri acizliğin dışında var eyle.. Efendimize komşu, Muhabbetine dost eyle.. AMIN..."
Bir "gül" ile bahar gelirmiSorun bu soruyu! Ya da soruyu şöyle sorun: “Bir insan ne yapabilir ki?” “Medine’nin Gülü”ne baksınlar, âlemlere rahmet Hz. Muhammed’e baksınlar. Bıtırak tarlasına döndürülmüş bir dünyaya baharı müjdeleyen bir gül. “Neden başkasını değil de beni seçtin Rabbim!” sorusuna bir cevap olsun diye, O’nu şöyle tanıtmıştı: vahyin projesine uygun olarak yetiştirildi. Vahyin O Gül’e dönük iki tasarrufu vardı: Tanıtmak ve inşa etmek. O’nu vahiy inşa etti. Öyle bir inşa ki bu, sonunda O, “ahlâkı Kur’an olan” biri oldu. Adeta O, şu sorunun canlı cevabıydı: “Kur’an’ı insana dönüştürsek, ortaya nasıl biri çıkardı?” Gül ile baharın geleceğini düşünemezdi. Öyle ya; bir çiçekle bahar gelir miydi? Bir çiçekle bahar gelirdi. Üstelik bu bahar bin bahara bedel bir bahar olurdu. Öyle ki, bu baharın getirdiği kokuyu bin güz silemezdi. Üzerinden geçen asırlar, o baharın yeryüzünü yeşertme potansiyelini yok edemezdi. Ne kadar şiddetli geçerse geçsin, her kış istese de istemese de sonunda o baharın hizmetkârı olmak zorunda kalırdı. bıtırak tarlasına dönmüş bir dünyayı gülistana çevirebilirdi. Yeter ki, imanı sınırsız bir imkân bilsin. Yeter ki, O Gül’ün bıraktığı mirasa ihanet etmeyip sadakat göstersin. Yeter ki, O Gül’ün kokusunu duyan bir yüreğe sahip olsun. gülistana dönüştürüleceğinin en güzel örneğiydi. Allah, O’nu bunun için “örnek” gösterdi. Gül olmak isteyenlere, “adam” olmak isteyenlere, bıtıraklara karşı mücadele etmek isteyenlere… Bedelsiz ödül olmaz. Bakın şu örneklere: O, Taif’e bir umut diyerek gitmişti. Çünkü Mekke’nin kini, O’nun varlığını ortadan kaldırmayı düşünecek noktaya gelmişti. Taif’te gülle karşılanmayı umarken gülleyle, taşla, küfürle, hakaretle karşılaştı. Kan-revan geri döndü. Fakat Mekke’sine de giremedi. Bu öyle bir bedeldi ki, artık “gücün bittiğinin, kuvvetin tükendiğinin” resmiydi. Çünkü, Allah’ın yasası buydu: Biten ve bittim diyene, “allah’ın yardımı ne zaman?” diyene, “allah’ın yardımı çok yakın!” diyen bir Rahîm Rab vardı. Peki, oraya kadar çıkmak şart mıydı? Tepede gelen yardım, dibinde gelemez miydi? Evet, öyle! Çünkü ilahi yasa bu. allah yasasını, muhatap Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed bile olsa bozmazdı. biz dikenler için bozmasını mı? İşte bu olmayacak. February 07 Dua![]() Peygamber (S.A.V.) Vasiyetidir! > >BİSMİLLAHİRRAHMANIRRAHİM > >Medine-i Münevvere'de Türbe-i Şerif Hatibi Şeyh Ahmet Diyor ki: > >Vallahülazim bu vasiyetnamede zerre kadar yalan yoktur." > >Bir cuma gecesi namazımı eda edip uyumaya varmıştım. Harem-i Şerif >tarafından; "Ya Şeyh Ahmet" diye bana bir nida geldi. "Lebbeyk Ya >Rasullallah" deyip Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in şahsını gördüm. >Rasullallah (s.a.v.) efendimiz şöyle devam etti: > >* Ya Şeyh Ahmet!... Allah-ü Teala huzurunda Yüzüm kalmadı. Sana haber >veriyorum ki, Geçen cumadan bu cumaya 16000 kişi öldü. >İçlerinden bir tek Müslüman çıkmadı. Gelenlerin amel defterlerini kara >ve sol elinde gördüm. >Ya Şeyh Ahmet!... Evvela ana ve babalarına asi oldular ve zekatlarını >men ettiler. Hacı olup haram yemeyi adet ettiler. >Herkes nefsinden başka bir şey düşünmedi. Yüzlerinde haya kalmadı.Dünya >malı nasip olan tartılarına hıyanet etmeyi adet ettiler. >Ya Şeyh Ahmet!... Benim ümmetime haber eyle "Yaptıkları günahlardan >tevbe ve istiğfar etsinler, namaz kılsınlar, zekat vermesini adet >etsinler." > * Ya Şeyh Ahmet!... Ümmetlerime haber eyle, "Kıyamet >alametleri zuhur >ediyor. Hak Teala' ya asi olmasınlar. Çok yakın Bir zamanda, 3 gece >güneş tutulacak. 3 günden sonra mağribten doğup, maşrıka batacak. >Kuran-ı Kerim insanların gözüne gözükmeyecektir. Ümmetime söyle >günahlarına tövbe etsinler.Yakın bir zamanda İsa (a.s.)'nın inmesi >zuhur edecek. >* Ya Şeyh Ahmet!... Ümmetime haber eyle, "Kudret kalemiyle her kim bu >vasiyetnameyi bir köyden bir köye, bir kazadan bir kazaya, bir ilden bir >ile, bir devletten bir devlete gönderirse Huzur-u Mahşerde günahları >affedilir. Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.)'yı Şahsı ile görmüş olur. >Kim vasiyetnameyi işitip de yazmazsa, bir köye veya bir başka yere >göndermezse, yüzü kara ola." > >Türbe-i Şerif'in Hatibi Şeyh Ahmet 3 defa Yemin edip,"Vallahülazim bu >vasiyetnamede yanlış bir bilgi verirsem, bu dünyadan öbür dünyaya >imansız gideyim" dedi. 15 günde Medine-i Münevvere'de yazılmış olup TÜM >MÜSLÜMANLARA"gönderilmiştir. >>NOT: "Bunu her müslümanın okuması için elinizden geleni >ESİRGEMEYİN... gavs´la gönülden bir söyleşiGAVS’LA GÖNÜLDEN BİR SÖYLEŞİ ![]() Sordum, niçin nazlısınız? Dedi, bu tedbir almaktır. Sordum, tedbirin gereği ne? Dedi, aşkı yoklamaktır. Sordum, buna gerek var mı? Dedi, bu işte lazımdır. Dedim, gönlünüz geniştir. Dedi, gönülsüzler vardır. Sordum, zayıflar no’lacak? Dedi, vefa taşımaktır. ![]() ![]() ![]() Sordum, mahrum olan kimdir? Dedi, münkir münafıktır. ![]() Sordum, mahrumiyet neden? Dedi, bu, hükm-i Hak’tır. ![]() ![]() Sordum, mesleğiniz nedir? Dedi, çözüp bağışlamaktır. Sordum, çözmek nasıl olur? Dedi, kalbi boşaltmaktır. Sordum, kalbin işi nedir? Dedi, aşkla ağlamaktır. ![]() Sordum, aşkın sırrı nedir? Dedi, yarda yok olmaktır. ![]() Sordum, yarin isteği ne? Dedi, samimi olmaktır. ![]() ![]() Sordum, samimiyet nedir? Dedi, hep yâre bakmaktır.
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|